Deneme,  Siyaset,  Tarih,  Toplum

Kör Olduklarını Bilmeyenler (3)

Beyin kanaması demek, beyindeki kılcal damarlardan birinin sızıntı yapmaya başlaması ya da patlamasıdır. Beyin kanaması geçirenler uzun süre yoğun bakımda tedavi görürler. Göreceli olarak iyileşen bazı hastaların bir yanı felç olur ya da bir yetisini kaybeder; örneğin hafıza kaybına uğrar, sağır ya da kör olur.

Ünlü iki uzman doktor, Dr. Anton ve Dr. Babinski, bu tür kör hastalar üzerinde çok kapsamlı araştırmalar yapar ve şu sonuca ulaşırlar: Bu tür kör hastalar kör olduklarının farkında değildirler. Samimi olarak hâlâ gördüklerine inanmaktadırlar.

Bu bulgu, tıp literatürüne Anton-Babinski Sendromu olarak geçmiştir.

İşte bu tıp olgusundan esinlenerek ortaya bir sav koydum:

CHP seçmenleri, Anton-Babinski olgusunu yaşayan körlerdir!

CHP SEÇMENLERİ KÖRDÜR; ANCAK KÖR OLDUKLARININ FARKINDA DEĞİLDİR.

Bu savımı kanıtlamak amacıyla, yaşanmış somut olayları göstererek bir yazı dizisine başladım. Dizinin birinci bölümünde Bülent Ecevit’i, ikinci bölümünde Erdal İnönü’yü ele aldım.

Şimdi sıra, dizinin üçüncü bölümü Deniz Baykal’a geldi.

Deniz Baykal, baba tarafından Çerkez, anne tarafından Yahudi’dir.
(Kaynak: Araştırmacı Yazar Yusuf Özkara)

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

1963 yılında Rockefeller Bursu ile Amerika’ya gitti. İki yıl Columbia Üniversitesi’nde çalıştı. David Rockefeller, ABD’deki en güçlü ve en üst Siyonist Yahudi kurumlarının değişmez yöneticisiydi.

T.C. 37., 42. ve 52. hükümetlerinde yer aldı. Maliye Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı oldu.

9 Eylül 1992’de CHP Genel Başkanı seçildi.

18 Nisan 1999’da yapılan Milletvekili Genel Seçimleri’nde yüzde 8,7 oy alarak seçim barajı olan yüzde 10’un altında kaldı. Bu nedenle hem kendisi hem de CHP Meclis dışında kalmış oldu.

Kuruluşundan sonra CHP ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında kalmıştı.

Gizli kamera kayıtlarıyla milletvekili Nesrin Baytok’la cinsel ilişkiye girdiği iddia edilen görüntüler kamuoyuna yansıdı. Yoğun tepkiler karşısında 10 Mayıs 2010 tarihinde CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti.

16.10.2017 tarihinde beyin kanaması geçirdi, felç oldu.

11.02.2023 günü, 84 yaşında öldü.

DENİZ BAYKAL SİYONİST İSRAİL DEVLETİ İLE GİZLİ ASKERİ ANTLAŞMA İMZALADI

1995 Milletvekili Genel Seçimleri’nden sonra, yüzde 19,2 oy almış Tansu Çiller’in Doğru Yol Partisi (DYP) ile yüzde 10,7 oy almış Deniz Baykal’ın CHP’si, Tansu Çiller’in başbakanlığında bir koalisyon hükümeti kurdu. Deniz Baykal, bu hükümette Başbakan Yardımcısı oldu.

Bu hükümet döneminde 23 Şubat 1996 tarihi, Türk dış politikasında bir dönüm noktası oldu. Bu tarihte Türkiye ile İsrail arasında “Askerî Eğitim İşbirliği Anlaşması” imzalandı.

İsrail ile böyle bir anlaşma Türk tarihinde ilk kez gerçekleşiyordu.

Türkiye-İsrail askerî işbirliği ile Türkiye artık Orta Doğu’da taraf oluyor, Siyonist İsrail ile saf tutuyor ve Arap dünyası ile İran’ı karşısına alıyordu.

Türk tarihinde çok önemli bir dönüm noktası oluşturan bu anlaşmayı, İsrail’i ziyareti sırasında Tel Aviv’de 23 Şubat 1996 günü Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir imzalamıştır. Bu gizli anlaşmaya İsrail tarafından Savunma Bakanlığı Genel Müdürü David İvri imzasını koymuştur.

Bu anlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşulmamış, tartışılmamış, oylanmamış, onaylanmamış ve bir yasaya bağlanmamıştır.

Bu anlaşma imzalandığında Deniz Baykal, Dışişleri Bakanı’dır.

Deniz Baykal bu anlaşmayı hiç sorgulamamış, sessiz kalmıştır.

DENİZ BAYKAL, “GÜMRÜK BİRLİĞİ FATİHİ”

6 Mart 1995 tarihinde imzalanmış olan Gümrük Birliği Protokolü, 1 Ocak 1996 günü bir anlaşma olarak Deniz Baykal tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. Deniz Baykal yanlıları, Strasbourg dönüşü havalimanında Deniz Baykal’ı “Hoş Geldin Gümrük Birliği Fatihi” haykırışlarıyla karşıladı.

Oysa gerçekler, fethi değil işgali gösteriyordu!

Gümrük Birliği, Türkiye’nin askersiz işgali anlamına gelmekteydi.

DENİZ BAYKAL VE ÖZELLEŞTİRME

Özelleştirme bir soygun planıdır.

ABD Başkanı Ronald Reagan ve İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher tarafından tasarlanıp uygulamaya konulan bu soygun sonucunda, yoksul ve kalkınmakta olan ülkelerin tüm zenginlikleri ellerinden alınmıştır.

Deniz Baykal’ın CHP’si özelleştirmeden yana olmuştur. Hem de kendi deyimleriyle “hızlı özelleştirmeden” yana olmuşlardır.

Yani vatanın varlıklarının hızla satışından yana olmuşlardır.

Deniz Baykal’ın satışını imzaladığı bazı varlıklarımız şunlardır:

30.10.1995-06.01.1996 sürecinde Başbakan Yardımcısı Deniz Baykal, şu yörelerdeki toplam 7 Orman Ürünleri Sanayisi (ORÜS) işletmesinin satışına imza attı: Ayancık, Devrek, Düzce, Vezirköprü, Pazarköy, Bafra ve Antalya.

Yine aynı süreçte şu yörelerdeki toplam 7 Sümerbank fabrikasının satışını onayladı, imza attı: Adana Pamuklu, Erzincan Pamuklu, Eskişehir Basma, Hereke Yünlü, Karaman Pamuklu, Nevşehir Pamuklu ve Şanlıurfa Yün.

Bunlara ek olarak 88 Sümerbank mağazasının satışına onay verdi, imza attı.

Yine aynı süreçte Deniz Baykal, şu yörelerdeki toplam 5 SEK Süt ve Süt Ürünleri İşletmesinin satışını onayladı, imzaladı: Diyarbakır, Adıyaman, Kastamonu, Devrek ve Silivri.

Deniz Baykal, vatan varlıklarını satan bir siyasetçi olarak tarihe geçmiştir.

Değerli Dostlar,

20 Ağustos 1995 tarihinde, yani günümüzden 31 yıl önce, tamamı Deniz Baykal ile ilgili, her satırı belgeli “Deniz Bitti” adlı kitabım yayımlandı. Çok kısa sürede iki baskı yaptı, tükendi.

Şimdi sizlerle o kitabımın ön sözünden bir bölümü paylaşıyorum.

“ÖNCE, Devrimci ve Devletçi Deniz…

SONRA, 12 Eylül generallerinin önünde ‘topuk selamı’ vererek saygılar ve bağlılıklar sunan, patronların kapısında sınavdan geçen Deniz…

ÖNCE, Meclis’te yaptığı ilk konuşmasında, Nesimi’den, Pir Sultan Abdal’dan coşkuyla bahsedip bazı kesimlere ‘Alevi’ olduğu yönünde izlenimler vermeye çalışan Deniz…

SONRA, SHP’nin Genel Sekreteri olduktan sonra, partide temizliğe başlayan ve ‘bu partiden solcular, Kürtler ve Aleviler temizlenecektir’ diye haykıran Deniz…

ÖNCE, CHP’nin lideri Bülent Ecevit’in altını oyarak liderliği ele geçirmenin karanlık hesaplarını yapan Deniz…

SONRA, Kurultay’da Bülent Ecevit’le karşı karşıya kalınca, ‘Sayın Genel Başkanımla hiçbir fikir ayrılığım yoktur. Ona karşı sonsuz sevgi ve saygıyla doluyum, Genel Başkanıma her zamankinden daha bağlıyım’ diyen Deniz…

ÖNCE, Altı Ok’un tüm ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleyen Deniz…

SONRA, Altı Ok’tan iki tanesinin, Devletçilik ve Devrimcilik ilkelerinin adını bile ağzına almaktan korkan Deniz…

ÖNCE, ‘Ticaret değil, politika yapıyorum’ diyen Deniz…

SONRA, milyarlık araziler, villalar alan, pazarlama şirketleri kuran Deniz…

ÖNCE, 12 Eylül 1980’in darbeci generallerine karşı yakın arkadaşlarının önünde babalanan Deniz…

SONRA, yurt dışında çağrılı olarak gittiği bir kongrede, ‘Türkiye’de işkence yoktur’ deyip generalleri savunan Deniz…

ÖNCE, emekçilerden yana olduğunu söyleyen Deniz…

SONRA, ANAP felsefesini benimseyen Deniz…

ÖNCE, Genel Başkan Erdal İnönü’nün gezilerinde parti sekreteri değil de özel sekreteri gibi davranan, yiyip içmesinden tutun da sağlığına kadar her şeyiyle ilgilenen Deniz…

SONRA, Genel Başkan Erdal İnönü’ye ‘Hardal Paşa’ adını takıp yakın arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde ‘Nasıl, Hardal Paşa iyi mi?’ diye kahkahalar patlatan Deniz…”

Değerli Dostlar,

Bu yazı dizimiz sürecek.

Yılmaz Dikbaş

28 Temmuz 2026, Salı

0532 233 233 31 52

Kör Olduklarını Bilmeyenler (1) – Gündem Arşivi

Kör Olduklarını Bilmeyenler (2) – Gündem Arşivi

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir