Aylık arşivler: Nisan 2021

Yıldıray Abimin Anısına…

8 kardeşiz ayrı şehirlerde yaşamamamıza rağmen yılda en az 6-7 kez bir araya geliriz.
Toplanma yerimiz değişmez annem babamın evi.

8 kardeşin en büyüğü Yıldıray abimizi 25 gündür verdiği yaşam savaşında kaybettik.
Acımız büyük!

Buralarda adet gelenek görenektir, sonsuz yolculuğa uğurlandıktan 7 gün sonra kazanlarda insanlara dağıtılmak üzere yemekler pişirilir dualar edilir.

Abimi uğurlayışımızın 7. günü. Ne kadar hızla akmış zaman.
Kazanın altında odunlar yanarken çatırdama sesleri, alevler usul usul dans ediyor sanki.
Her birimiz ateşi izliyor, görünsek de uzaklara, geçmişe dalmışız. Belli ki anılar canlanıyor o an zihnimizde. Birbirimize söylemiyoruz ama abimizle o kadar çok ayrı ayrı anılarımız var ki.

Matem sessizliğini Hamdan abim bozdu; “Yıldıray abim benim kahramanım!” dedi,
gözlüğünü çıkarttı gözleri dolu dolu, peçete ile sildi. “Abim” dedi,
“Benim kahramanım. Şu an yaşıyorsam onun sayesinde.”

Devam etti:

“Evimizin 500 m ilerisinde asi nehrinin bir kolu akar, suyu derindir, üzerinde eski köprü vardı. Halen de durur o köprü. Bir öğlen vakti Yıldıray abim beyaz pantolon, beyaz gömlek, beyaz ayakkabısını giymiş dışarı çıkacak.”

Kendince uyumlu, temiz giyinmeyi severdi Yıldıray abimiz.

“Siyah saçları gür, karakaş kara gözlü, yakışıklıydı abim. Yaşı 15 – 16 arası olsa gerek, o yasta ağır başlı büyük adam edaları vardı. Yanından bir kız geçse bakmaz, önünde genç bir kız yürüse korkar yanlış anlar diye, arkasından yürümez; Bazen hızla yürür onu geçer, buna ayrıca dikkat ederdi.

 

Kızlara bakan laf atan olursa da nasibini alırdı. Yumruğu da sağlamdır abimin. Çok şahit oldum Yıldıray abimizin kavgalarına. Bir gün 3 kişi ile kavgaya karışmış, birinin burnuna yumruk atıp kanadığını görünce üzülüp vicdan yapıp hastaneye aldığına şahit oldum.”

Dedi ve devam etti anlatmaya.

“Yıldıray abim evden çıkınca mahalledeki arkadaşımla köprü altından akan nehir kenarına oynamaya gittik, 7-8 yaşlarındayız. Sebebini bilmiyorum, akan nehre düştüm. Yüzmeyi bilmiyorum ki batıp çıkmaya başladım, nefes almakta zorlanıyordum, su yutmaya başlamıştım. Kaç kez batıp çıktım bilmiyorum, her batıp çıktığımda daha bir nefessiz kalıyordum. Öleceğimi sandım. Sadece arkadaşımın sesi geliyor, “boğuyor boğuluyor Hamdan!” diye.

Görenler sonradan anlattı, ben batıp çıkarken, beyaz giyimli biri, akan nehirde boğulmak üzere batıp çıkan canlıyı görünce, köprünün yüksekliğine aldırmadan üzerindeki kıyafet ayakkabıları ile atlayıp hızla ona doğru yüzüyor. Köprü etrafında bir sürü insan toplanmış, tek atlayan o beyaz giyimli. Ben su yutuyorum, nefessiz kaldım, birden bir el saçımdan tuttu, yüzümü yukarı doğru çevirip, nehir kenarına doğru sürüklüyor. Boğularak öleceğimi sanmıştım, bir el beni saçımdan tutuncaya dek. Beni tutan el ile birlikte nehir kenarına çıkmıştık, ikimiz ıslak ve çamurluyuz, nefes nefese kalmış beyaz giyimli. Ve birbirimizin yüzüne o an baktık. O el Yıldıray abimizin eli imiş.”

Ağlamaya başladı Hamdan abim, hepimizi ağlattı bu anı ile.

Yıldıray abim kahramanım. Beyaz kıyafetinin kirleneceğine, köprünün yüksekliğine aldırmadan, kim olduğumu bilmeden, boğulmakta olan birinin hayatını kurtarmak için, hiç düşünmeden atlamıştı akan nehrin sularına.

Yıldıray abim benim kahramanım.

Seni nasıl unutabilirim nasıl unuturuz..

Koca yürekli abimiz.

25 gündür tanımadığımız insanlar gelip anlattılar. Onlardan duyduk yaptığı iyilikleri, güzellikleri, dokunuşları, yardımları.

Yüreği vicdan, merhamet, sevgi dolu. Heybetli görünüşün altında ne yufka yüreği varmış.

Sensiz hep eksik bu dünyadan

Yıldıray geçti.

Devri daim ruhu şad olsun, biz geride kalanlara sabır ve çok değerli abime saygı ile…

Şimdilerde

Şimdilerde bin köprü
Dere tepe üstünde
Azrail çalar türkü
Küheylanın üstünde

Deli Dumrul vazgeçmiş
Biletini kesmekten
Rüzgâr bile yorulmuş
Kuru kuru esmekten

Ovalar susuz kaldı
Onun bunun elinde
Köyüm asfaltsız kaldı
Ayrımcılar elinde

Şimdilerde hainlik
Para pul gül oldu
Söğüt dalı Zülfikar
Eşekler düldül oldu

22.05.2008

(Bir Dağ Masalı Şiir Kitabımdan)

Video İzler Misiniz?

Değerli Dostlar,
Bu Facebook Sayfam, HERKESE AÇIKTIR (Sayfama ulaşmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.)
Hiç kimseye küfür ve hakaret etmeme koşuluyla; herkes bu sayfaya girebilir, görüş ve yorumlarını özgürce yazabilir.
Bu sayfamda yorumlarını yazanlardan kitaplarımı okumuş olanlar, temel konulardaki yaklaşımlarımı çok iyi bilirler.
Bir de hiçbir kitabımı okumamış olanlar vardır.
Elbette herkes kitaplarımı okumak zorunda değildir.
Ancak bugüne kadar yayımlanmış 19 kitabımdan hiç birini okumadığı halde, hiç çekinmeden temelsiz eleştiri yapanların da kırıcı olduğunu üzülerek söylemek zorundayım.

Özlemle andığımız çok değerli araştırmacı-gazeteci Uğur Mumcu, herkesin kulağına küpe olacak şu sözleri söylemişti: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamaz.”

Bu sayfamda beni eleştirecek kişilerin de hakkımda bilgi sahibi olmalarını beklemekte haksız mıyım?
Hiçbir kitabımı okumadığı halde, beni ölçüsüz biçimde eleştirenlere başka bir olanak sunuyorum: İnternet’te. benim çok çeşitli konulardaki görüşlerimi yansıtan videolar bulunmaktadır. Bunları izlemeniz çok kısa bir zamanınızı alacaktır. Bu zahmete katlanır mısınız?
Şimdi sizlere, bu videolarla ilgili bilgi sunuyorum:

VİDEOLARIM

Bugüne kadar çok sayıda genel ve yerel televizyon kanallarında canlı yayınlanan programlara konuk oldum.
Bunların videoları İnternette bulunmaktadır.
Bir de benim çeşitli konularla ilgili hazırladığım videolar vardır.
İşte bunların adlarını ve İnternette hangi sitelerde bulabileceğinizi aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

I. YouTube’da Bulunan Videolarım:
1. Sınır Ötesi
2. Atatürkçüler Yenildi
3. Atatürkçüler Yenildi mi?
4. Gazetecilerin Tutuklanması ve Avrupa Birliği
5. 28 Şubat İsrail Ürünüdür
6. İsrail’in Nükleer Silah Cephaneliği
7. Ceviz Kabuğu Programında: Atilla Yayla Atatürk’e Saygısızlık Yaptı mı?
8. İstanbul’un Fethi Yalanları
9. Sıra Kimde?
10. Mevlana Anlatıyor: Eşek ile Cinsel İlişkiye Giren Kadınlar
11. Bir Gecede 70 Kez Cinsel İlişkide Bulunan Mevlana
12. Abdal Musa’dan Kaygılı Döndüm
13. Osmanlı Devleti Bir Din Devleti miydi?
14. Milli Güçler Yaptı, Küresel Çete’nin Aktörleri Sattı
15. Avrupa Birliği Hibelerini Kuduruncaya Kadar Kimler Yedi?
16. Seçimi Kim Kazandı?
17. Osmanlı’da Adalet Yoktu – Fethullah Gülen’den Ödül Alanlar
18. Küresel Çete’nin Güdümündeki Aktörler Rol Yapıyor
19. 27 Mayıs Darbecilerinin Gerçek Yüzü
20. Mevlana’dan Sapık Porno Hikâyeler
21. Küresel Çete Buyurdu: İznim Olmadan Ekin Ekemezsin, Dışarıya Ürün Satamazsın
22. Uydurma Hadislerle Müslüman Halkımızı Uyutanlar
23. Hadis: Kadınların Dinleri ve Akılları Eksiktir
24. Allah, Mevlana’nın Sofrasına Kızartılmış Etli Pilav Gönderiyor
25. Kasıktaki Kıllar, Namazın Bozulmasına Neden Olur mu?
26. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı, Fuarda Yapacağım Söyleşiyi Yasakladı

II. http://www.kalinka.com.tr Adlı Sitemde Bulunan Videolarım:
1. A Haber-06.07.2012, Deşifre- Mehmet Ali Öner
2. SKY TV-15.04.2012- Orhan Ayber-“Dünya ve Türkiye”
3. ULUSAL KANAL- 15.03.2011. Kitap Aşkı- Öner Yağcı
4. AKDENİZ TV- 08.03.2011- Ekonomi Vizyon-1Tutuklanan Gazeteciler ve Avrupa Birliği”
5. MELTEM TV-31.05.2010- Genç Türkiye- “İsrail’in Mavi Marmara Saldırısı”
6. AKDENİZ TV- 13.02.2010- Son Nokta- “Avrupa Konseyi, AB Projessi, Yunanistan ve Tekel İşçileri”
7. ULUSAL KANAL- 04.11.2009- Melih Baş ile Geçim ve Tutum- “İsrail-Türkiye İlişkileri”
8. AKDENİZ TV- 18.08.2009- Son Nokta- “Türban”
9. AKDENİZ TV-08.08.2009- Son Nokta-“Kürt Açılımı”
10. AKDENİZ TV- 06.06.2009- Son Nokta- “Efendi Teröristler ve Sizyonizm”
11. ULUSAL KANAL- 29.04.2009- Melih Baş ile Geçim ve Tutum-“Türkiye Ekonomisinde Yabancı Parmağı”
12. AKDENİZ TV- 10.01.2009- Son Nokta-“İsrail”
13. AKDENİZ TV-13.12.2008-Son Nokta-“Ekonomik Kriz ve Saralı Ünlüler”
14. AKDENİZ TV- 10.11.2008-Son Nokta-“Gaflet Dalalet Hıyanet”
15. ULUSAL KANAL-10.11.2007- Ufuk Ötesi-“Avrupa Birliği”
16. ULUSAL KANAL-29.04.2007-Melih Baş ile Geçim ve Tutum-“Türkiye Ekonomisinde Yabancı Parmağı”
17. ART AVRASYA-19.04.2007-“AB Tabuta Çakılan Son Çivi”
18. KANAL B- 12.012007- Bekleme Odası- “AB Hibeleri ve Yardımları”
19. KANAL TÜRK-17.11.2006-Ceviz Kabuğu-“Avrupa Birliği”
20. ULUSAL KANAL- 19.11.2004-“AB Anayasası ve Laiklik”
21. HABER TÜRK-15.11.2003-Aynanın Arkası-“Satılık Vatan”
22. TV 41- 15.03.2003-Serbest Kürsü-“Amerika’nın Irak Yalanları”
23. V 41-15.03.2003-Serbest Kürsü-“Vatan Topraklarının Satılması ve AB Anayasası”
24. E TV- 01.02.2003-Hassas Nokta-“Dünya Bankası, Amerika ve Irak”
25. KANAL VTV-16.10.2002-Gündem-“Amerika’nın Irak Yalanları”

III. İnternette http://www.dailymotion.com Sitesinde Bulunan Videolarım:
1. Satılık Vatan
2. Avrupa Birliği, Tabuta Çakılan Son Çivi-8 Bölüm
3. Vatan Topraklarının Satılması
4. İsrail-6 Bölüm
5. Gaflet Dalalet Hıyanet
6. KANAL B- Avrupa Birliği Hibeleri
7. AB Anayasası ve Laiklik-5 Bölüm
8. Ekonomik Kriz ve Saralı Ünlüler-6 Bölüm
9. Cemal Gürsel ve Yassıada Mahkemeleri

Değerli Dostlar,
Umarım, bir bardak sıcak çayınızı yudumlarken videolarıma göz atma fırsatı bulursunuz..
Sevgi ve Saygılarımla,

Yılmaz Dikbaş
30 Nisan 2021, Cuma
0532 233 31 52
Dailymotion – the home for videos that matter

Ömrümü, Aşka ve Sana Adamışlığımda…!

Sarıp, sarmalar, saklarım seni
Korkular üşüşüp, sardıkça beni.
Kendimi, ateşlere atmacasına
Varsın, zararı yok;
Yanan ben olayım, sen kurtul; karanlıkların dehlizinden
Sevda duyarlılıkla, sahiplenme ve umarsızca sevme değil midir ki sonuçta?
Biz aşkı bile acılarda keşfedip,
El yordamlarında tanıdık..!

Bilip, öğrendiğimiz yetmedi bize
Gördük ki çoğu kez 
Sevdaya adandık dediğimizde kurutandık,
Kökten masumiyeti, duruluğu ve sevgiyle, aşkı 
Yeri geldi; doğru diye yanlışı, hatalıyı yaptık 
Ama bilesin ki, bunu bile 
Sevda adına yaptık…!

Kah öykündük Tanrılığa, kah koyulduk şeytanlığa 
Kanatsız melekliklerde adarken ömürlerimizi, aşka 
Semaha durup, pervane olup
Aşk diye diye yandık 
Aşk diye diye yandık…!

Tüm bunları yaşayıp,
Ateşlerde yanıp, küle dönerek çıkıp gelmişliğimde
Korkular ve kabuslar cenderesinde, ömür tüketmişlikten 
Yine de adadık canlarımızı,
Kuş intiharı uçuşlarda 
Ölüme, gözümüzü kırpmaksızın,
Delişmence kanat çırpmışlıklar da 
İstanbul’u alamasam da kanatlarımın altına 
Seni alırım, seni…!

Yangınlardan, korkulardan ve pisi pisine yaşanacak
Olası ölümlerden korumacasına kanatlarımın altına
Sevdayı, kanat altlarımızda çoğaltıp 
Sinemizde, naçarca çarpan yüreğimizi, ataşlara atmacasına;
Yeter ki yönün beri
Duruşun, sevdadan yana olsun…!

Bil ki yine de ve inadına
Sarıp, sarmalar, saklarım, seni 
Aşkı sende tadıp,
Ömrümü, aşka ve sana adamışlığımda…!
Ömrümü, aşka ve sana adamışlığımda…!

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Immenstaad/Almanya

Arşiv Yalan Söylemez

Bir siyasi parti kurma aşamasındayken Tuncay Özkan, telefonda Murat adlı arkadaşıyla konuşuyor:

Tape No: 7779
Tarih: 04.01.2008

Murat – “Yarın sana geliyor Muhittin abi, dimi abi?”
Tuncay Özkan – “Şey çok iyi olacak, gelsin 60 kişilik tam 60 kişilik bir kadro kurduracam ona tamam… Deki, yani istiyorsan şey yapalım birlikte toplantı yapalım Tuncay abi ile birlikte de… Yani adamın anasını iyilikle belleme operasyonu yapacağız…”

Tuncay Özkan, kuracağı siyasi partinin programı ile ilgili İrfan adlı arkadaşıyla telefonda konuşuyor:

Tape No: 7782
Tarih: 06.01.2008

Tuncay Özkan – “İrfan abi, Siteye niye girmiyorsun abi ya? Ya ben biliyorum ya… ulan İrfan… insaf et dur bir dakika… sen adamın anasını iyilikle s.kme denklemini biliyor musun?… Yarın sabahtan itibaren iş başka oluyor, hadi öptüm. Program yazılıyor, milletin anasını iyilikle s.keceksin… başka türlü büyüyemeyiz.”

Değerli Dostlar,
Foseptik Çukuru ağızlı Tuncay Özkan, günümüzde CHP’nin İzmir milletvekili, CHP MYK üyesi ve CHP Genel Başkan Yardımcısı.

Yorum sizin…

Korgeneral Nejat BEK ve Güler KÖMÜRCÜ telefonda konuşuyorlar. Erol Mütercimler konu oluyor:

Tape No: 1484
Tarih: 28.12.2007

Nejat Bek – “Şimdi size bir evrak yolladım. CFR’nin 4 Aralık tarihli bir politika teklifi kâğıdı. Önemli bir kâğıt. Özellikle sonunu okursanız Butto’nun ne için öldürüldüğünü anlayabilirsiniz… Bakın şimdi Türkiye’de , Karadeniz’de Kafkasya’dan gelenler, Balkanlardan gelen şu etnik gruplar var. Boşnaklar, Çerkezler… Bakın Erol Mütercimler bir program yaptı, Çerkezlerle ilgili…”
Güler Kömürcü – “Erol Mütercimler “111” denilen Özgür Mason Locasında kayıtlı.”
Nejat Bek – “Şimdi bakın, Erol Mütercimler ajandır. Erol Mütercimler Ulusalcı geçinir, yazdığı kitapları kafaları karıştırmak için yazar. Bakın şimdi, Çerkezlerle Türklerin arasını açma misyonunu vermişler ona… Çok kötü, yani çok ajan var şu an… Erol Mütercimler’i deşifre etmek lazım.”
Güler Kömürcü – “Aynı görüşteyim efendim.”

Kısa Bilgi;

Nejat Bek: Korgeneral. Balyoz davasında yargılandı, aklandı.

Güler Kömürcü: 1965, Ankara doğumlu. Köşe yazarı, gazeteci, araştırmacı kitap yazarı. Ergenekon davasında tutuksuz yargılandı, aklandı.

Değerli Dostlar,
Dr. Erol Mütercimler, günümüz TV kanallarından hiç eksilmeyen konuşmacı, yorumcu. Atatürkçüler, Ulusalcılar tarafından çok beğeniliyor.

Benim yorumum yok!

(Telefon Konuşmaları Çözüm Tutanaklarının Kaynağı: Ergenekon İddianamesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, CMK’nın 250. Maddesi ile Yetkili Bölümü.)

Yılmaz Dikbaş
27 Nisan 2021, Salı
0532 233 31 52

Tuncay Özkan’ı Biliyor Musunuz?

Günümüzde CHP İzmir milletvekili, CHP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay ÖZKAN’ın;
• Türk analarına ağıza alınmayacak küfürler ettiğini,
• Şanlı Türk Ordusunun beyin takımını yetiştiren HARP OKULLARININ KÖKTEN KAPATILMASINI İSTEDİĞİNİ,
• Silivri Ceza Evi’ndeyken dönemin ABD Başkanı Obama’ya bir mektup göndererek yardım dilendiğini,
Belgelere dayanarak öğrenmek istiyorsanız lütfen, İnternet’te Google’da şu adresi tıklayınız ve 10 yıl önce hazırlamış olduğum videoyu izleyiniz:
https://www.dailymotion.com/video/xj6cmu

Halkımızın, Atatürkçü Maskeli işbirlikçilerini öğrenmesi için belgeli sunumları sürdüreceğim.
Saygılarımla,

Yılmaz Dikbaş
28 Nisan 2021, Çarşamba
0532 233 31 52

Ne Mi Hayal Ediyorum?

Baskının ve zulmün her türlüsünün olmadığı bir dünya, bir memleket için mücadele ederken omuzdaşlarımın ve benim hep bir ağızdan söylediğimiz bir marş gibi yer yer yükselen yer yer durağan ve sonunda biten bir marş gibi bir yaşamım olmasını diliyorum.

Bitişi de başlangıcı kadar coşkulu olan; ilham veren..

Yaşamımı kutsal bildiğim değerlerim uğruna feda edebilirim. Verdikçe çoğalacağım. Bedenimin mürekkebi akabilir, aktıkça filizleneceğim.. Hasret kaldıklarıma bir yumruğum havada iken kavuşacağım. Tiz bir ses. Sızı. Gökyüzüne bakıyorum. Her şey öncesine göre daha canlı. Sinirlerim yavaş yavaş çekiliyor bedenimden. Gözlerim kapanıyor..

Çok garip aslında hayallerimi ellerimde tutuyorum. Bu satırlar, bu sözcükler, bu harfler hepsi ellerimde.. Yaşamım gibi, yaşamımız gibi..

Bir toplum tasavvur ediyorum. Yüzeysellikten, şekilcilikten, paradan, etiketlerden, kurtulmuş. Hakkın ve adaletin, insanca bölüşebilmenin erdemine varmış bir toplum. Birbirini fiziken, ruhen ve fikren sömürmeyen toplum. Birbirini tüketmek yerine, birlikte üretebilen bir toplum.

Ve böylesine bir toplumun içinde yaşayabilmek.. Belki de böylesine bir toplum içinde yaşamaktansa, böylesine bir toplumun hayali için kavga etmeyi seviyorumdur..

Arda ÇELİK

Unutulanlar Hatırlananlardan Daha Fazla!

Takvim yaprakları bir bir ilerlerken gün geçmeksizin bir değerimizi kaybetmeyelim,
bir insanımızı ebediyete uğurlamayalım… Evet artık ölümler bile süslü başlıklardan ibaret.
“Yeşilçam’dan bir yıldız daha kaydı!” “Son Dakika! İdlib’de bir asker şehit oldu!”
“Vaka sayıları artıyor, ölüm sayısı … ulaştı.”

Bazen toplumumuzun muhafazakar olduğu söylenir ya da politik bir bakış açısını tanımlar bu sözcük. Çağrışımı açık, türlü yerlere çekilebilir. Muhafaza etmekten türemiş.
Peki bizler neyi muhafaza edebildik? Neyi koruyabildik?

Yıllar yılı haykırmadık mı oysa: “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım!” diye…
Ya da çocuklara ve gençlere doğru konuş, uslu ol diye öğütlemedik mi?
Kıssadan hisselerle, hikayelerle ve fıkralarla doğru bildiğimizi, değer verdiğimizi anlatmadık mı?
Peki şimdilerde haykırdıklarımız, kulağımıza küpe ettiklerimiz,
doğrularımız ve değerlerimiz nerede?

Unuttuk Ey Halkım! Unuttuk!

Başımız dimdik söylediğimiz İstiklal Marşı’nın dizelerini unuttuk!
“Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.”
şimdilerde 45 saniyelik kahramanlar onlar!

Unuttuk Ey Halkım! Unuttuk!

Alın terini, emek vermeyi öğrendiğimiz işçileri unuttuk!
Şimdi fabrika köşelerinde, atölyelerde beklemekte onlar!

Unuttuk Ey Halkım! Unuttuk!

Anadolu’nun uçsuz bucaksız ovalarında, dağında, bağında ek biçen güdenleri unuttuk!
Efendimiz mi onlar?

Unuttuk Ey Halkım! Unuttuk!

Helalinden kazanmak için emek verenleri, doğru yaşamak için direnenleri ve
al bayrak için düşenleri unuttuk!

Unuttuk.
Adaleti, sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, cömertliği, dürüstlüğü, şerefi, onuru ve namusu unuttuk…

Ve öğrenmekteyiz;
aklı olanın köşeyi döndüğünü, parası olanın sömürdüğünü ve
ahlakın beş para etmediğini!

Ey Halkım!
Sadece, unutulanlar hatırlananlardan daha fazla..!

Arda ÇELİK, 11.09.2020 – Ticari Hayat

ABD başkanı Biden’in Türkiye ile ilgili sözde soykırım kararı , 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Köy Enstitülerinin kuruluş günü…

ABD başkanı Biden’in Türkiye ile ilgili sözde soykırım kararı
Çok değer verdiğim arkadaşım yazar Sayın Yılmaz Dikbaş, her zaman benim özellikle uluslararası ilişkilerde öngörülerime çok güvenirdi bu kez de bana Biden in 24 Nisan günü ne söyleyeceğini sorduğunda, “Kesinlikle soykırım demeyecektir” demiştim…

Yanıldım, Biden “Soykırım” dedi…

Benim yanılmamın nedenlerini şöyle sıralayabilirim:

a) Yaklaşık bir ay geriye gidelim; Alaska’da yapılan Amerika Dışişleri Bakanı Bilinken ile Çin Dışişleri
Bakanı Wang Yi karşı karşıya geldiler. Bilinken in Çin devletinin Uygur bölgesin de soykırım yaptığı iddialarına Çin Dışişleri Bakanı çok sert yanıt verdi… ABD’nin o coğrafyanın gerçek sahibi Kızılderilileri nasıl yok ettiğini daha sonrada zencilere soykırım uyguladıklarını ve son yüzyılların en soykırımcı devleti olduğunu yüzüne çarptı.

b)  Benim de işte bu nedenlerle soykırım denildiğinde aklıma daima ABD gelir. Bu yüzden Biden’in soykırım diyemeyeceğini tahmin ettim, yanılmışım…

c)  ABD hem Rusya hem de Çin ile küresel mücadeleye girmişken Türkiye gibi Ortadoğu’nun en önemli ülkesini gücendirmeyi göze alamayacağını tahmin ettim yanılmışım.

d ) ABD sözde demokrasi ülkesi gibi geçinir ama aslında askeri bir devlettir yani özellikle dış siyasette kararları Pentagon yani ABD derin devleti verir diye düşünmüştüm.

Son yorumlarım:
Her imparatorluk bir gün çöker.
Mesela Osmanlı imparatorluğu çökerken hangi padişahlar vardı: iktidarda kalmak uğruna ülkelerine ihanet ettiler… Yedi yüz yıllık Osmanlı tarihe karıştı…

Roma imparatorluğu çökerken son imparatorlardan Caligula atını senatör yapmış ve atının boynuna, inciler dizmişti Roma yıkıldı…

ABD imparatorluğu çökerken Biden gibi bir adamı başkan seçerler, ABD egemenliğinin sonunu getiren başkan olarak anılacaktır…

ABD Başkanı Biden’in 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlamasının öne çıkması…
Aslında bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını yazmak isterdim. Niçin 23 Nisan’ın tatil yapıldığını ve bazı valilerin kutlanmasını yasakladığını bazı şahısların atamızı küçümseyen sözlerini yazmak isterdim.

Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜK’ün gerek ulusal gerekse uluslararası alanda büyüklüğü karşısında bir sivrisinek kadar önemsiz olanlardan söz edeyim isterdim.

Bazı yetkililerin türlü bahanelerle kutlamalara engel olma gayretlerine rağmen halkımız bu yasakları çok yerde aşarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını coşku ile kutlamıştır.

Ben bugün Köy Enstitülerinin kuruluş gününü kutlamak isterdim ve hep düşünmüşümdür, karşı devrimciler köylerimizin aydınlanmasını kendi çıkarlarına uygun görmedikleri için kapatılmasına sebep olmasalardı ve Anadolu aydınlanması olan Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, yobaz, şeriatçı, tarikatçı güçler bu yüzyılda ülkemizde bu kadar etkili olabilirler miydi?

Eski yazılarımı ve televizyon programlarımı gözden geçirdim; yaklaşık 40 yıldır “sözde Ermeni soykırımı” ile mücadele ediyorum… İzmir Karşıyaka Atakent’te yapılan şehit diplomatlar anıtının yapılmasında çok önemli katkım oldu.

İşte bu nedenledir ki 24 Nisan için ABD başkanının ne diyeceğine yoğunlaştım…

Yaşamım boyunca hiçbir zaman Atlantikçi AB’ci olmadım ve onlara asla güvenmem.

Sonraki yazımın konusu batılı sözde uygar ülkelerin Afrika’yı nasıl soydukları olacak…

Yazımı kapatmadan önce acı bir haber vereyim, biliyorsunuz benim yazılarımı her zaman titizlikle inceleyen ve yazılarımı resimlerle besleyen değerli arkadaşım (hatta öylesine anlamlı resimlerle değerlendiriyor ki her resim bazen on sayfalık habere bedel)

Değerli dostum Sayın Osman Akbaşak bir kaç gün önce kardeşini kaybetti. Kendisine baş sağlığı diliyorum.  Ben de benden iki yaş büyük ağabeyim gazeteci Saruhan Ayber’i kaybetmiştim, kardeş kaybının ne olduğunu biliyorum.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Sayın Osman Akbaşak son yıllardaki yazılarımı topladı. İlgilenen dostlarım şuradan ulaşabilirler:
http://www.osmanakbasak.com/Konuklarim/Orhan_Ayber/Orhan_Ayber_Yazilar.htm

“Yeni“ dünyaya nasıl geliyor?

Prof. Dr. Richard David Precht: Filozof, “Son Söz” başlıklı köşesinde kendisini sosyal, politik veya ekonomik meselelere adar.

Kaynak: Handelsblatt Magazin


“Yeni“ dünyaya nasıl geliyor?

Charles Darwin’in evrim teorisi her şeyden önce bir transfer randımanıydı. Bu örnek, ruh dünyasında “yeni”nin şartlı bir öneme sahip olduğunu göstermektedir.

Bunu ne sıklıkla duyarız; birisi bir şey iddia eder, bir teori veya teorem tasarlar ve sonra birisi gelir ve şöyle der:

-Bu yeni değil! Fakat ruh dünyasında tamamen yeni olan var mıdır?

Yeryüzünde giderek daha fazla insan, birkaç bin yıldır kendileri ve çevreleri hakkında giderek daha farklı düşünceler üretiyor.

Bu çokluğun içinde bir şeyin tamamen yeni olma olasılığı var mı? Bir düşünce ya da felsefe bugün mutlak yeniyse, rahatça onun saçmalık olduğunu varsayabiliriz.

Güzel olan şey, ruh dünyasında tamamen yeninin önemli olmaması ve hiçbir zaman önemli olmadığıdır. Bir kanıt? Son iki yüz yılın en etkili teori tasarımcılarından sadece birini ele alalım: Charles Darwin.

Tamamen yeni? Hiçbir şey değil! Elbette, popüler bilim adamları ve biyoloji öğretmenleri arasında ünlü bir hikâye var. Bu hikâye, Kaptan Robert FitzRoy’un eğlencesi için araştırma gemisi HMS Beagle’da bulunan genç Darwin’in, Galapagos Adaları’ndaki son derece kendine özgü gagaları olan ispinozları kesin gözlem yoluyla inceleyerek, doğadaki türlerin değişken olduğu sonucuna vardığını anlatıyor.

Ama bu hikâye bir efsanedir. Darwin, Galapagos Adaları’ndaki kuşların farklı gagalara sahip olduğunu fark etti, ancak yeni evrim teorisi bu şekilde ortaya çıkmadı. Genç İngiliz, gözlemlediği kuşların hepsinin ispinoz olduğunu nasıl bilebilirdi?

Hobi ornitolog (Darwin) pek çok kuşları biliyordu, ama Güney Amerika’nın keşfedilmemiş adalarındakileri bilmiyordu! Dolayısıyla Darwin, adaların izolasyonu yoluyla farklı şekillerde uzmanlaşmış ve dolayısıyla değişmiş kuşların ortak atalardan geldiklerini görmedi.

Bunu tanımak için Londra’ya döndüğünde ornitolog John Gould’a ihtiyacı vardı -ve o zaman çevreye uyum sağlama amacında türlerin değişkenliğine dair yeni fikri henüz sabitleşti.

Ama nasıl? Ekonomi literatürünü okuyarak! Her şeyden önce Adam Smith’in popüler bir tasviri ile. Ahlak filozofu, ekonomik döngünün işleyişini, her bireyin kendi kişisel menfaati için çabaladığı gerçeğiyle açıklamıştı. Ortaya çıkan kapitalist pazar payı rekabeti, ilk bakışta düzensiz ve acımasız görünse de, gelişen bir ekonomiye yol açıyordu.

Güçlü ve zeki piyasa katılımcıları galip geldiğinden, zayıflar yerlerinden itilir, ortadan kaldırılır ve verimlilik artar. Artan üretkenlik, ulusların refahını mümkün kılar.

Ve Darwin, papaz ve ekonomist Robert Malthus’tan doğanın kapitalist ekonomiden farklı olmadığını öğrenir. Herkesin herkese karşı yarışması, yaşam mücadelesi, nihayetinde gelişen biyolojik çeşitliliğe ve istikrarlı ekosistemlere yol açar. Güçlüler hayatta kalır, zayıflar ölür.

Peki, Darwin’in randımanı nedir? Yeni bir şeyin icadı değil, bir düşüncenin ekonomiden doğaya aktarılması (transferi). Smith için, piyasanın “görünmez eli” ne ise, Darwin için doğanın “görünmez eli” odur.

Değişim rekabet ile gerçekleşiyor, “doğal eleme” ile. En iyi uyum sağlayanlar bu rekabette en büyük avantaja sahip oluyor. Çevre de en az pazarlar kadar kırılgan. Yeni çevreler, tıpkı yeni pazarların katılımcılara yaptığı gibi türlere de yeni zorluklar yaratıyor. Sadece yeterince hızlı değişenler ayak uydurabiliyorlar, hem iş dünyasında hem de doğada.

O zamandan beri iktisatçılar, kapitalizmin bir doğa kanunu olduğuna inanıyorlar. Bunların arasında, Karl Marx diye bilinen birisi hariç. Bir dahaki sefere onun “yenileri” hakkında konuşacağız...[1]

*****

Richard David Precht (8 Aralık 1964’te Solingen’de doğdu) bir Alman filozof, yazar, yayıncı ve sunucu. Lüneburg Leuphana Üniversitesi’nde fahri felsefe profesörü ve Berlin’deki Hochschule für Musik Hanns Eisler’de felsefe ve estetik fahri profesörüdür. “Wer bin ich – und wenn ja, wie viele?” (“Ben Kimim – ve eğer öyleyse, kaç kişi?”) kitabi ile olan büyük başarıdan beri felsefi veya sosyo-politik konulardaki kitapları en çok satanlar oldu. Precht, 2012’den beri aynı adlı Precht programının sunuculuğunu yapmaktadır. (Wikipedia)

Precht düşüncelerini yazı ve konuşma üslubu ile halkın her kitelsine anlaşılır hale getiriyor. Partiler, STK’lar, işverenler, sanayiciler ve medya tarafından saygı ve sevgi ile ağırlanan filozoftur.

Dördüncü sanayi devrimi olarak nitelendirdiği DİJİTALLEŞME’yi konu eden 2018 tarihli “Jäger, Hirten, Kritiker. Eine Utopie für die digitale Gesellschaft” (“Avcılar, Çobanlar, Eleştirmenler. Dijital Toplum için bir Ütopi“) adlı kitabında Precht, dijital devrimin çalışma dünyası, ruh, toplum ve siyaset üzerindeki etkilerini ele alıyor. Toplumsal ütopi yeteneğinin yokluğunu eleştiriyor, bundan dolayı ilerlemenin, olası tehlikeli sonuçları ile yalnızca teknoloji ve ekonomiye bırakıldığını ortaya koyuyor. Precht, geçmişe göre çok daha az insanın maaşlı bir istihdamla geçimini sağlayabileceğini, çalışma dünyasında toplu bir dönüşüm öngörüyor. Gelecekte insanların kendi belirlediği, tatmin edici bir yaşam sürmelerini sağlamak için, koşulsuz bir temel geliri ve bunun finansal işlem (Borsa Ticareti) vergileriyle finanse edilmesini savunuyor.

Precht’in konuşmalarında tanıttığı hesaplara göre Almanya borsalarındaki yıllık ticaret hacmi toplam 290 Trilyon Avro’dur. Bu rakamın 0,03% ü (ki bu 87 Milyar ediyor) ile 82Milyon Alman nüfusuna 1.100 Avro koşulsuz bir temel gelir sağlanabilir. Ancak hükümetler, istihdam kaybı ve sermaye göçü korkusundan, bu adımı atmaktan korkuyorlar. Henüz kanunlaşan finansal işlem (Borsa Ticareti) vergi oranı 0,01%’dir ve her yatırımcıyı içermez. Hükümetler varlıklıları ürkütmeden 0,03% e varmak istiyor.

Koşulsuz temel gelir Almanya’nın sosyal sistemi içinde şu anlama geliyor:

Aylık maaşı (Batı eyaletlerde) 6.500 (Doğu eyaletlerde 5.800) Avroyu geçmeyen her çalışan işsizlik sigortasına brüt maaşının (2020 de) 2,4%’ünü prim ödemeye mükelleftir. Bu primin yarısı çalışanın maaşından kesilir. Diğer yarısını ise işveren maaştan kesmeden öder. İşsizlikten önceki son 30 ayda en az 12 ay sigortalı çalışmış olan herkesin işsizlik parası hakkı vardır. Çocuksuz olana azami, son 2 senenin ortalama brüt gelirinden hesaplanarak, 12 ay için 60% net işsizlik parası ödenir. Çocuklular için bu oran 67% nettir. İşsizlik parası bir hak olduğu için, ödenek işsizin ihtiyacına göre hesaplanmaz.

İşsizlik parası prim ödemenin haricinde diğer şartlara bağlıdır:

  1. İşsizin ek gelir edinmesi yasaktır. Önceki işinden düşük maaşlı bir işe başladığı andan itibaren işsizlik maaşı kesilir. Olası bir gelir farkı ödenmez.
  2. İşsiz iş aramaya mecburdur. İş bulma kurumunun sunduğu iş tekliflerini belirli sınırlar içinde kabul etmeye mecburdur.

12 ay işsizlik maaşlı sürede yeni istihdam bulunamazsa, işsiz sosyal yardım alabilir (=İşsizlik Parası 2). Ancak bu yardım ihtiyaca göre hesaplanır, kişi başına maksimum 1.100 Avro olarak sabittir. Bu rakamın hesabına diğer hane halkının gelirleri de katılır. Belirli sınırları aşan banka mevduatı, hisse senetleri, mülkiyet, nafaka hakları, mücevherler yardım hakkını ya tamamen yok eder ya da yardım ihtiyacını düşürür. Yani Hükümetin tavrı, malını satarak ve birikimini harcayarak geçimini temin edebilirsin; Bizden yardım yok demektir. Verilecek olan yardım ödemesinin bir kısmı ev sahibine, enerji ve su tedarikçilerine direkt ödenir. Kalan kısmı da işsize ödenir.

Yukarıdaki iki şart sosyal yardım için de geçerlidir.

Bu kulisi esas alarak Precht’in Koşulsuz temel gelir önerisi anlam kazanıyor. Precht’e göre temel gelir devlet tarafından herkese verilecek ve kimsenin diğer gelirlerine bakılmayacak. Sigortalı işi olanda olmayanda, en zenginden en fakirine kadar herkes bundan faydalanacak. Öncelikle düşük maaşlı işler de cazibeli olabilecek. Paket servisindeki kargocudan, hasta ve yaşlı bakıcısına, garsonluk yapan üniversite öğrencisinden, sezonluk tarım ve turizm çalışanına, kasiyerden kalfaya kadar herkese koşulsuz temel gelir bir teminat olacaktır. Bir o kadar da banka ve devlet memuru, küçük esnaf ve kobiler, öğretmen, sigortacı, emlakçı ve ev hanımları/erkekleri ve emekliler için bir teminat olacaktır koşulsuz temel gelir.

Bu konuda hepimizi düşünmeye ve kendi ülkemiz için yerel çözümler tasarlamaya davet ediyorum. Yapabileceğimiz önemli bir hazırlık olabilir. Meyveler ağaçlar da olgunlaşır, insanlar yaşamda. Fikir ve keşifler de ya patent kurumlarının dosyalarında ya da devlet planlamasının çekmecelerinde zamanını bekler. Bazen gelişmiş planların ve fikirlerin bir siyasi partinin programına girmesi ülkenin bekasını değiştirebilir.

Ümidi hiç kesmemek lazım. Ben ülkemi seviyorum.

Bu arada: Ben de Precht’le hemfikirim. Ancak bir Almanca deyimle ifade edersem: Benim fikirlerim vatandaşı “Çin’de bir çuval pirincin yere düşmesi kadar ilgilendirmiyor”.

Saygılarımla

Nizamettin Karadaş

Kaynak:

[1] Bu metin Alman ticaret gazetesi “Handelsblatt” ‘ın hafta sonu eki “Handelsblatt Magazin” N ° 7/2018’den alınmıştır.