
Türkiye’de Yeşeren Yeşil Burjuva
Türkiye’de son yıllarda muhafazakâr kökenden gelip hızla zenginleşen yeni bir sınıf ortaya çıktı. Bu “yeşil burjuva” olarak adlandırılan kesim, ekonomik olarak yükselirken kültürel açıdan aynı hızda dönüşemediği için dikkat çekiyor. Bu nedenle davranışlarında zaman zaman kaba, nobran ve gösterişçi bir tavır göze çarpıyor.
Taşradan büyük şehirlere doğru yükselen bu sınıf, geleneksel değerlerini korurken aynı anda modern dünyanın tüketim alışkanlıklarını benimsiyor. Bu da kimliklerinde tuhaf bir melezlik yaratıyor: Bir yanda muhafazakâr semboller, diğer yanda lüks tüketim, görgüsüz ve abartılı gösteriş…
Yeni zenginliğin en belirgin yanları ihtişamlı düğünler, lüks araçlar, yüksek duvarlı siteler ve gösterişli yaşam alanları. Tüketim, bu sınıf için yalnızca ihtiyaç değil, yeni statünün kanıtı hâline geliyor.
Fakat ekonomik güç henüz bir kültürel incelikle birleşmediğinden, bu hızlı yükseliş kimi zaman özgüven patlaması, buyurgan tavırlar ve görgü eksikliğiyle kendini gösteriyor. Bu durum toplumda eski burjuvazi ile yeni zenginler arasında sessiz bir rekabet ve gerilim de yaratıyor.
Sonuç olarak yeşil burjuva, Türkiye’nin hızlı ama yarım kalmış modernleşmesinin simgesi gibi. Zenginleşme tamamlanmış olsa da kültürel dönüşüm hâlâ yolun başında.
Sınıfsal bakış açısı zaten diplerde: Çalışmayan, üretmeyen, sosyal yardımlarla kemikleşmiş edilgen kitleler, görgüsüz, sanattan, estetikten uzak gümüş yeşili burjuva paralelliğinin dayanılmaz hafifliğinde…
İki arada bir derede kalan naif, okumuş yazmış, doğa, hayvan ve insan sevgisi ile emeğin en yüce değer olduğunu savunan bizler…
Sabrediyoruz, bekliyoruz…
Taban, beyaz bir mermer, gökyüzünden hızla düşen paslı kristal…
Ve mutlu son; tuzla buz olmuş hormonlu yapı…
Kadir Veral


