
Hayrettin Geçkin’e Giden Yol!
Gözü gören, gönlü gören, eli bol, gönlü bol, koca yürekli yazar, şair, insan Hayrettin Geçkin… O bir öğretmen, o bir arkadaş…
Yazdıklarının ötesine çıkamaz kimse; ne diyebilirim ki sevgili dostum? “İnsan insana hasret” şiirimin son dörtlüğü der ki:
“Gözü gören, dünü gören
Gönlü gören, yarını gören
Gözü güzel, gönlü güzel…
İnsan insana hasret…”
Oradaki insan da Hayrettin Geçkin’dir…
Yazıma bir arkadaşımın yazdıklarıyla başlamak istiyorum. Sosyal medyada bir paylaşımımın altına Hayrettin Bey ve bana yazmıştı:
“Hayatımda ilk mavi sesli adam ortaokulda Türkçe öğretmenimdi… Ve sizler gibi birkaç güzel adam ve kadın benim mavi sesli insanlarımsınız.”
Evet, bu mavi sesli insana, Hayrettin Geçkin’e ilk kez bir açık hava toplantısında rastladım ve tanıştım. Onu dinlerken daldım gökyüzünün maviliklerine; o maviliklerde gezinirken bir laciverte rastladım, oydu lacivert. Tuttu elimden: “Gel abi,” dedi her zamanki gibi, “tut elimi” dedi; aldı beni kâh dağlara çıkardı bir piyanonun peşinden, kâh evlerinin önünden geçirdi, anacığının gönderdiği “gözyaşı dolu mendiliyle”. Kâh işkence günlerinin acısını yaşadık onunla, kâh “siyah karlar karşıladı ağustosta”, “ölümle örtülüyor yaşama dönmek için her şey”. Kâh “göğe işaret koyduğu şehirler”ini gezdirdi “yaralanan güvercinlerin” arasından. Kâh dalgalarda, kâh bulutlarda ya da “al yüreğimi / yüreğine kat” dedi ve bunu “ufala yeryüzüne”…
Kâh renklerin diyarında:
“…yeşili
maviyi
turuncuyu
denizi ve dağları seviyorum
bir umut çığlığında kuruyorum geleceği
demiri oluyorum
tuğlası oluyorum…”
Diyen şair Hayrettin Geçkin kimdir? Diyen yok ama ben yine de onu tarihe kaydetmek istiyorum.
Hayrettin Geçkin
1956 yılında Artvin-Şavşat’ta merhaba der dünyaya. Bir şair/yazar olan Geçkin, emekli bir öğretmendir. Yüze yakın sanat ve edebiyat dergisinde yazı ve şiirleri yayımlanmıştır. Kocaeli Üniversitesinde üç yıl şiir dersleri vermiştir. Kocaeli’nde yayımlanan “Şehiriçi” dergisinde beş yıl süreyle sanat editörlüğü, yayın kurulu üyeliği ve yazarlık yapmıştır. Enver Gökçe ve Ruşen Hakkı adlarına düzenlenen şiir yarışmalarında ve diğer bazı yarışmalarda jüri üyeliği yapmıştır. “Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü” ve **“Çağdaş Şairler ve Yazarlar Ansiklopedisi”**nin yanı sıra yurt içi ve yurt dışı birçok antolojide yer almıştır. Pek çok ödülü olan Geçkin, son olarak **“Uluslararası Özkan Mert Onur Ödülü”**nü edebiyat dalında kazanmıştır. Hâlen çeşitli dergi ve internet sitelerinde şiir ve denemeleri yayımlanmaktadır. Hayrettin Geçkin, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi ve sendikanın Çanakkale temsilcisidir.
Yazarımızın eserlerini iki bölümde sayabiliriz:
Şiir kitapları: Şiirkondu (1997), Düş Lekeleri (2001), Bir Uçurum Arka Çıktı Bana (2004), Suvakti (2007), Beni Nereye Götür (2007), Yol Ağrıları (2012), Yapı’m (2018), Göze (2019), Dağlara Çıkan Piyano (2022).
Öykü kitabı: Lirbah (2019).
Hayrettin Geçkin hâlen Çanakkale’de yaşamını sürdürmektedir.
İzninizle bir şiiri ile devam edeceğim:
Kendi dizelerinden Hayrettin Geçkin’i tanımak mümkün. Bir bakıyorum: “gülün okşayan kırmızısında / kafası karıştı şairin / sessiz konuştu bütün zamanlarda” diyor. Gerek var mı konuşmasına? Şiirinde söyledikçe her şeyi “yedi renkte güldü sevdasına şair” daha ne olsun ki? Gökyüzüne mi yazsın sevdasını? Yedi renk yetmez mi anlatmaya? Zaten gökyüzü “ortalıkta kara saplanmış bir gökyüzü” olarak duruyor şiirinin orta yerinde. O da yedi renk yetmemiş gibi “yeni renkler ayıkla” diyor…
“öfkesinden korkma bulutların
bir muhalif koştur içinde
azgın dizginsiz
ezberlerini
yaban atlar gibi at üzerinden
öteki sesinle çık sokağa
öteki ellerini kullan”
Yaşamını şiirle şekillendirmiş bir insandır Hayrettin Geçkin. Sessizken şiir, konuşurken şiir, gülerken şiir olan bir insandan bahsediyorum. İnsan deyince tabii ki kızarken de şiirdir o. Söyleyecek çok sözü vardır. Sakınmadan sessizce haykıran, iddiasız gibi görülen ama içinde çok büyük iddiaları olan bir şiirdir Hayrettin Geçkin’in şiiri. Zaman zaman öfkeli, her zaman düşünceli, duygu ve ahenkle hareket eden bir şiirdir onun şiiri. O şiirle yol alırsınız. Tadına vardığınızda birlikte isyan edersiniz. Şiiri içselleştirdiğinizde şiir olursunuz. Hayrettin Geçkin’in şiiri tam da böyle bir şiirdir: İnsanı ilmek ilmek işleyen, çocukluktan alıp geliştiren, yücelten, topluma yararlı hâle getiren bir şiir.
“Merak İnada Benzer
…
bir uçurumun başı sevişmedir düşünmek
bizim ülkemizde bilirsin
kaç kalem üşür zindan zindan içinde
günü gelir duvarlar da çürür ne dersin
çayır çimen basar sınırları ezbersiz
sevgi çiçeğe benzer
…”
Hemen ardından gelen bir şiirinin adı da “kinde çiçek yetişmez”. Kulak verelim azıcık:
“…
önce sen vazgeçeceksin ki
hiçbir dala tutunamasın düşmanlıklar
kinde çiçek yetişmez
unutma yalnız değiliz
bütün ırmaklar sevdamıza dökülüyor oğlum
dağların renginde akıyor aşkımız”
Bir başka büyük şiirinde ise bir sitem görürüz bunca yılın çabasına:
“gel-git
madem ki devamıydı birbirinin
niçin koştuk peşinden mevsimlerin”
Düşünmeyi, düşündüğünü söylemeyi, yazmayı, düş kurmayı yasaklamak için uğraşanlara; bu eylemleri ile şairleri, yazarları ve hatta okurları susturma çabalarına karşı, onlara inat yazdı ve söyledi Hayrettin Geçkin… Her şey güzel olsun diye uğraşanları, yazanları engelleyen; yasaklı sözcüklere cezaların verildiği, dillerin, özgürlüklerin katledildiği yasaklı yılları da yaşadı. Hayrettin Geçkin dünya barışı için yazdı. O, gökyüzüne gökyüzünü yazdı, denize denizi, buluta bulutu, kuşu, börtü böceği, çocuğu çocuğa yazdı hepsi için atan koca yüreğiyle…
Yoksulluğu, direnişi, dünya görüşünün yansımasıyla; tüm yönleriyle insanın başkaldırısını, yalın bir dil ve sözcüklerle, göndermeleriyle zorlamadan, zorlanmadan naif şiirler yazan naif bir şair, naif bir insandır o. Bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeden insanı yazdı; insanın insanlığına sığan ne varsa yazdı. O artık bir dünya şairi…
Çağdaş dünyada kabul gören ve farklılıklara tahammülü ifade eden “tolerans” ve “hoşgörü” kavramlarının, Dünyanın İlk Hoşgörü Kararı olan Galerius’un Tolerans ve Hoşgörü Kararı’nın 1713 yıl önce topraklarımızda açıklanmasıyla birlikte Dünya Barış Günü anısına, bu yüzyılda insanlığa ve ülkemize örnek olacak katkıların takdir edildiği; 2015 yılından itibaren Türkiye’nin Nobel Barış Ödülleri olarak da nitelenen, UNESCO ve TC Kültür Bakanlığının **“Yaşayan İnsan Hazineleri Kriterleri”**ne uygun olarak yapılan değerlendirmeler sonucunda 7. Uluslararası Özkan Mert Onur Ödülü, bu yıl Edebiyat dalında Hayrettin Geçkin’e verilmiştir.
“…
Bir türkü inecek gözbağından
Çoruh coşkusunda
Renginde Kızılırmak’ın
Toroslarda ağırlayacak seni
Tanıştıracak gece vardiyalarıyla
Yasak dilinde bağıracaksın
Yoldan geçen bir Diyarbekirlinin…”
Diyen şair Hayrettin Geçkin, “Evreninin Islığı”, “Geleceğe Renk Düşüren” dünyalı şair Özkan Mert’i ilk kez, “Dayan ey kalbim / kuracağız dünyayı yeniden” dizeleriyle Enver Karagöz’den duyduğunu anlatıyor. Enver Karagöz… “Bir daha güzel şiirler okumasın, yaptığı konuşmalarla insanların yüreğini havalandırmasın,” diye 12 Eylül işkencehanelerinde boğazına kaynar su dökülerek sesi alınan devrimci bir öğretmen ve şairdir.
Bunları anlattığı ödül töreninde devamla şöyle konuşur:
“Özkan Mert’in andığım dizeleri benim şiire ve aşka yazılmamda etkili olmuştur diye düşünüyorum. İnsanlığın bir üyesi ve oğlu olarak bu ödülü Enver Karagöz adına, sözü kesilmişler adına, öldürülen çocuklar ve şiddet gören kadınlar adına; bu ödülü zarar gören tüm kesimler adına; bu ödülü imdadına koşmamızı bekleyen ağaçlar, kurt, kuş ve börtü böcek adına kabul ediyorum. Özkan Mert adının geçtiği böyle bir ödülü almaktan ve sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum.”
Hayrettin Geçkin’in kitaplarını okumaya başladığınızda bırakmıyor sizi; tamamını bitirmeye çalışıyorsunuz. Merak uyandırıyor, “daha ne gelecek?” diye. Bu özellik, kitaplarının usta işi bir bütünlük içermesinden kaynaklanmakta. “Yapı’m”, “Dağlara Çıkan Piyano”, “düş gezginleri” kitapları bu savıma örnek olabilir. Gündelik, basit sözcüklerle aydınlık şiirler alıp sizi götüren, sizden şiirler… Bellekte yer tutan şiirler. Özü olan, sözü olan, kendi deyimiyle insanlığın, kurtların, kuşların, börtü böceğin, renklerin… şiiri. Neruda’nın dediği gibi: “Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerle.”
Ali Erkan Güneri
Sosyal Hizmet Uzmanı


