Arayış

dedim ki; ölü kendini yer mi?
-şimdi sanat adına soruya döndü söz-

(Kayıp Olmak:
babadan savaşçı olan ve asker toplayan adam çadırında yedi arkadaşı ile otururken, yerdeki haritasına beyaz ve siyah çakıl taşları yerleştiriyordu.
yanındaki Aksakal terini kucağındaki mavi bayrağa silip öksürerek, boğazının ıslandığını ve temizlendiğini hissetti.
çok bayrak topladık. her taraf ganimet doldu. yorulmadın mı daha?
Aksakal’ın sesindeki doygunluk çadıra yayılırken taşları dizen adam arkadaşlarına baktı. Aksakal’a döndü, içindeki Atalar Düşü, ışık olup gözlerine yansımıştı. sıcacıktı.
ben imparatorluk kurmuyorum… geçmişi arıyorum.
bilinmeyen zamanlardan akıp gelen söylencedir; güneş ülkesinde toprak ve sarp kayalar yarılıp – kırılmalara başlarken, insanların bir kısmı doğuya, bir kısmı batıya kaçmış, kalanlar da Anadeniz’e gömülmüşlerdi. geride kalan yurt babadan oğula aramalarla bulunamamış, Uzun zamanlar’ın ardından atalar anlatmaktan bıkmış, unutmuş, yeni yurt, yeni yaşam kurulalı birkaç yüz nesil geçmişti.
kapıda bekleyen savaşçı, ‘Turan’dan öte, yine Mu düşleri’, diye geçirdi içinden. alt dudağını ileri çıkarıp sertçe üfürerek burnunun üstündeki sineği kovalarken, gözleri çadırının önündeki taze bedenli kadınında idi.)

#atalardüşünüarayan Attila İlhan’a.

Siz de fikrinizi söyleyin!