Deneme,  Siyaset,  Tarih,  Toplum

Kör Olduklarını Bilmeyenler (1)

Çok ciddi bir tıp olgusunu, konunun uzmanlarınca yazılmış bilimsel makaleleri okuduktan sonra çok kısa özetleyerek sizlere sunuyorum.

ANTON-BABİNSKİ SENDROMU

Bir kişinin kör olduğu hâlde kör olduğunu bilmemesinin adıdır bu. Açıklayalım.

Kişinin fiziksel olarak kör olmasına rağmen görme kaybını kesin bir şekilde reddettiği; yani kör olduğunu kabul etmediği ve hâlâ görebildiğine inandığı, ender görülen bir nörolojik durumdur.

Hasar gözlerde değil, beynin görsel bilgiyi işleyen lobundadır. Kişi teknik olarak görme yetisini kaybetmiştir.

Hastalar kör olduklarını inkâr ederler; bu bir yalan söyleme durumu değildir! Beyindeki hasar nedeniyle kişinin kendi durumunu samimi olarak idrak edememesidir.

Beyin, eksik görsel veriyi kapatmak için olmayan görüntüleri “görüyormuş” gibi hikâyeler uydurur. Hasta duvarlara çarptığında ya da önündeki nesneleri tutamadığında bile çevreyi görebildiğine dair bahaneler üretir.

Değerli Dostlar,

Lütfen yukarıda vermiş olduğum çok önemli bilimsel bilgileri iki kez, çok dikkatli okuyunuz ve aklınızda tutunuz.

Çünkü bu yazımda, bu bilgilere dayanarak şu çok önemli savda bulunacağım:

CHP seçmenlerinin en az yüzde 90’ı ANTON-BABİNSKİ SENDROMU yaşamaktadır. Yani CHP’li seçmenlerin en az yüzde 90’ı kördür, ancak kör olduklarının farkında değildir.

Bu sarsıcı gerçeği somut belgeleriyle adım adım göstereceğim.

İşte başlıyoruz…

CHP GENEL BAŞKANI BÜLENT ECEVİT DÖNEMİ

Beş kez başbakanlık yapmış, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı olmuş Bülent Ecevit, son Osmanlı padişahı Vahdettin hakkındaki görüşlerini şöyle açıklamıştır:

“O bir hain değildir. Bazı hoş olmayan şeyleri mecburen yapmıştır. Bu arada ülke için çok iyi şeyler de yapmıştır.

Ben Vahdettin için hiçbir zaman hain demedim. Çünkü ne kadar zor koşullar altında padişahlık yaptığını biliyorum. Ülke işgal altındaydı. Ordusu kalmamış. Bu koşullarda bile birçok önemli iş yaptı.”

Peki, CHP’nin kurucusu Atatürk, Vahdettin’i nasıl değerlendirmişti?

Nutuk‘tan (Söylev) okuyalım:

“Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz ve korkak!”

Atatürk, kendi el yazısıyla yazdığı notlarında Vahdettin’i şöyle tanımlıyor:

“Türkiye halkının hayatını, namusunu, onurunu yok eden kişi.”

(Kaynak: Yücel Demirel, “Atatürk-Belgeler, El Yazması Notlar, Yazışmalar”, Yapı Kredi Yayınları, 2017.)

Değerli Dostlar,

Bülent Ecevit’in Vahdettin hakkındaki sözlerine bir tek CHP’li karşı çıkmadı! Kendilerini Atatürkçü olarak gösteren CHP’li seçmenler, Atatürk’ten yana değil, Bülent Ecevit’ten yana oldular!

Neden böyle yaptılar?

Çünkü kördüler ve kör olduklarının farkında değildiler.

25 Aralık 1998 tarihinde İstanbul Hilton Oteli’nde Bülent Ecevit, Fethullah Gülen’in elinden “Ulusal Uzlaşma Teşvik Ödülü” aldı. Bununla kalmayıp Fethullah Gülen hakkında şunları söyledi:

“Ben bugünkü gözlemlerim içinde Fethullah Gülen’i ve çevresindekilerini rejim için kaygı verici bir durumda görmüyorum. Laiklik açısından bir tehdit oluşturdukları izlenimini almıyorum. Bilimin de izah edemediği konular var. Din çok hassas bir konudur…”

Değerli Dostlar,

Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri karşıtı, CIA ajanı Fethullah Gülen’in böylesine savunulmasına CHP’li seçmenler ne yaptı?

Bülent Ecevit’e karşı çıkanı oldu mu?

Her fırsatta sokaklara dökülüp “Türkiye Laiktir, Laik Kalacak!” diye haykıran CHP’li seçmenlerden tek bir aykırı ses çıktı mı?

Hayır!

Peki, neden gıkları çıkmadı?

Çünkü CHP seçmenleri ANTON-BABİNSKİ SENDROMU’na yakalanmışlardı; yani kördüler ve kör olduklarının farkında değildiler.

Özelleştirme adı altında Bülent Ecevit, çok sayıda vatan varlığının satışı altına imza attı. Yani bir “vatan satıcısı” oldu.

Peki, CHP seçmenlerinden karşı bir ses çıktı mı?

Hayır!

Onlar, “Halkçı Ecevit” diye bağırıp durmayı, “Karaoğlan” diye dağlara taşlara yazı yazmayı sürdürdüler.

Neden böyle yaptılar?

Çünkü çaresi olmayan ANTON-BABİNSKİ belasına yakalanmışlardı; kör olmuşlardı ve kör olduklarının farkında değildiler.

Değerli Dostlar,

Bu çok önemli konuyu bir dizi hâlinde sürdüreceğim.

Yılmaz Dikbaş

15 Temmuz 2026, Çarşamba

0532 233 31 52

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir