Ses

bir kuş sesini bırakmış dala
o sesi oradan alıyorum
usulca avucumda ısıtıp
gökyüzü veriyorum biraz
kum, çakıl, bulut kırıntıları biraz da
bir sözcüğe bırak diyor beni
sen git / yolun uzun oyalanma
aldırmıyorum dediklerine
bir umutsun diyorum
ha düştü ha düşecek cemre
cemre havaya, suya, toprağa

kuşkuya karışık bir güvenle
uyuyor avucumda
şaşkınlığını soyunmaya zaman kalmıyor
savaş uçakları üstümüzde
ve çatı aralarında sevişmekten başka
çare bulamayan kedi çığlıkları
soğukta

uyanıyor birden
ağaçlar yanıyor uzakta diyor
kuşlar yanıyor, sular yanıyor
insan umudu darda
diyor bırak beni git
diyor bırak beni git

dünyaya omuz vermem gerektiğini biliyorum
eşlik etmem gerektiğini yaşama
kalbimden bir sözcük iniyor ansızın
yaralı yorgun bir sözcük
güven diyor bana
yaramda iyileştiririm bu sesi
diyor sen git
sen git

avucumu açıyorum ürkek/ bu kez
kuşkuya karışık güven sırası bende
sesi o sözcüğün yarasına bırakıyorum
İyileşmeler diliyorum ikisine de
ve boynumu bir kentin aralığından
dünyaya doğru uzatıyorum

ne kadar çok devlet, o kadar az özgürlük
diye sesleniyorlar arkamdan el sallayarak
çünkü özgürlük iyi gelir kurda, kuşa, böceğe
insana iyi gelir özgürlük
yoksa yaşam nasıl çiçeklenir başka
gülümsüyorum / gülümsememe bir şarkı
iliştiriyorum doğmamış olanların ağzından
bir şeyler yapmalı anlamında

yolcu yolunda gerek
çiçeklerin renklerine sürtünerek ilerliyorum
ayışığı ve güneş / dere ve tepe
en kısa yol iki dağın doruğu arasındaki yol
ama bende o adımlar nerde /gençliğim nerde
hızım düşlerime ayak uydurmakta zorlansa da
ilerliyorum yine de

sırtımdaki yangınların ağırlığıyla kayboluyorum

Siz de fikrinizi söyleyin!