Deneme,  Güncel - Aktüalite,  Siyaset,  Tarih,  Toplum

Kurtuluş Savaşı

AKP’nin Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Kurtuluş Savaşı” ifadesinin öğretim programından (müfredattan) çıkarılarak yerine “Millî Mücadele” kavramının getirileceğini belirterek, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” diye açıklamada bulunmuş. Hızını alamayan bakan, 8 ve 12. sınıflarda okutulan İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük derslerinin kaldırılmasını, kız ve erkek öğrencilerin okullarının ayrılmasını da gündeme getirdi. Son padişah, işbirlikçi Vahdettin’in İngiliz gemisiyle ülkeden kaçması da kitaplardan çıkarıldı.

Aslına bakarsak; eşsiz liderimiz, büyük kurtarıcımız ve kurucumuz Atatürk ile kavgalı olan, tarikatlarla protokol imzalayan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu açıklamaları kimseyi şaşırtmamalı. Çünkü Yusuf Tekin’in sözleri ve yapmak istedikleri kişisel değildir; AKP iktidarının Atatürk’e, kurucu felsefemize ve laik cumhuriyetimize bakışının bir yansımasıdır.

I. Dünya Paylaşım Savaşı sonunda, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’yla imparatorluk parçalanmıştı; koskoca Osmanlı’nın adı vardı ama kendisi yoktu. Orduları dağıtılmış, silah ve cephanesi elinden alınmış, tersanelerine ve limanlarına el konulmuştu. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar Anadolu topraklarını işgal etmişti; vatan kan ağlıyordu. Kapitülasyonlar, Düyûn-ı Umûmiye ve dış borçlar nedeniyle o koskoca Osmanlı İmparatorluğu bağımsızlığını yitirmişti. O koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul, 13 Kasım 1918 tarihinde I. Dünya Paylaşım Savaşı’nın galip devletlerine ait 73 savaş gemisi ve yaklaşık 60 bin askerin işgali altına girdi. Aynı savaşı kaybeden Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’ın hiçbirinin başkenti işgal edilmemişti.

10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu bağımsızlığını yitirmiş ve ülke işgal kuvvetlerinin denetimi altına girmişti. Yani kısacası o koskoca Osmanlı İmparatorluğu artık yoktu. Yakın tarihimizi büyük Atatürk’ün Nutuk’u yerine fesli Kadir’den öğrenenlerin gerçeklikten yoksun yorumları, her şeyi gözler önüne sermekte; bilgisiz kişilerin içler acısı durumunu ortaya koymaktadır.

Emperyalist işgale karşı verilen ulusal direnişin ürünü olan, 20. yüzyılın en haklı ve en gururlu Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ardından, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması’nı imzalayarak Türkiye’yi parçalamak isteyen emperyalist devletlerden ve onların dayatmalarından kurtulduk. Düşmanla işbirliği yapan hainlerden kurtulduk. Atatürk ilke ve devrimleri sayesinde cehaletten ve geri kalmışlıktan kurtulduk; kısa zamanda çok büyük işler başararak çağdaşlaşma yolunda ilerledik.

Bütün dünya bu savaşın bir ulusal kurtuluş savaşı olduğunu biliyor; ancak Yusuf Tekin bunun bilincine varamamış. Bütün dünyayı şaşkına çeviren bu savaş, dünyadaki bütün mazlum milletlere de örnek olan bir Kurtuluş (İstiklal) Savaşı’dır. Millî Mücadele elbette vardır; ancak sonunda bir “kurtuluş” olmadığını söylemek, ideolojik bir saplantının ve bağnaz bir zihniyetin ürünüdür. Bu yaklaşım, eşsiz liderimiz Atatürk’e, laik cumhuriyetimize ve kurucu felsefemize yönelik açık bir saldırıdır.

Bu süreçte önemli görevlerde bulunan Yusuf Tekin, 2013-2018 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı müsteşarlığı görevini yürütmüş, 2013 yılında kurduğu Cihannüma Dayanışma ve İşbirliği Derneği’nin (Cihannüma Vakfı olarak da anılmaktadır) genel başkanlığını yapmıştır. Gericiliğin, dinciliğin ve yobazlığın odağında bulunan Yusuf Tekin, 23 Kasım 2013 tarihinde düzenlenen “100. Yılında İmam Hatip Liseleri Uluslararası Sempozyumu”nda, Atatürk dönemini hedef alan şu ifadeleri kullanmıştı: “1930’lu yıllar, Türkiye coğrafyasının bir daha asla yaşamasını istemediği dönemdir. Bu dönemin başında dinî referans kaynaklarının diliyle oynanmış, bu kurumlar siyaset malzemesi hâline gelmiştir.”

27 Temmuz 2018 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan ilanla Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’ne profesör olarak atanan Yusuf Tekin’in, üniversitede beş yıl doçent olarak çalışmadan profesör yapılması yasalara aykırıydı. Yusuf Tekin, 15 Eylül 2018 tarihinde de Gazi Üniversitesi’nin bölünmesi sonucunda kurulan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi rektörlüğüne atandı. Rektör olabilmek için en az üç yıl profesör olarak görev yapma koşulu bulunmasına karşın, yine yasalar çiğnenerek henüz bir aylık profesör olan Yusuf Tekin rektör yapıldı.

Eğitimi daha da dinselleştirmek amacıyla Millî Eğitim Bakanı yapılan Yusuf Tekin’in başında bulunduğu Millî Eğitim Bakanlığı, başta Cihannüma Derneği olmak üzere birçok dinci vakıf ve dernekle protokol imzalayarak okulların kapılarını dinî cemaatlere açtı. Zaten AKP iktidarının amacı “dindar ve kindar” nesil yetiştirmekti; Yusuf Tekin ile bu doğrultudaki uygulamalar devam etti. “Kurtuluş Savaşı” kavramını öğretim programından (müfredattan) çıkarmaya çalışan, Atatürk’ü yok sayan bir Millî Eğitim Bakanı’na ülkemizin eğitimi emanet edilemez. Gericiliğin sembolü hâline gelen Yusuf Tekin’in bakanlıktan istifa etmesiyle sorunlar çözülmez. Onun yerine gelecek olanlar da aynı yolu izleyecektir. Çünkü önceki bakanların da farklı bir anlayış sergilemediği görülmüştür. Bu siyasi iktidar değişmeden olumlu hiçbir gelişmenin yaşanmayacağı bilinmelidir.

Yazıya, söz ve bestesi Münir Ceyhan’a ait olan Atatürk Marşı ile son vererek Kurtuluş Savaşımızı, cumhuriyetimizi, devrimlerimizi ve Atatürk’ümüzü bir kez daha analım:

İstiklal Savaşı’nın en büyük kahramanı,

Emanet ettin bana kurtardığın vatanı.

Yolunda yürüyorum, bağlıyım devrimlere,

Her gün Türk’üm diyorum göğsümü gere gere.

Atatürk’üm, önderim, nabzımda atıyorsun.

Sulhsever bir dünyanın kalbinde yatıyorsun.

Yurda, cumhuriyete kimse el uzatamaz,

Bu inancı içimden hiçbir kuvvet atamaz.

Sesini duyuyorum, gönüller bağlı sana.

Senin evladın olmak gurur veriyor bana.

Suay Karaman

Azim ve Karar, 13 Temmuz 2026

 

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir