Deneme,  Güncel - Aktüalite,  Sanat,  Toplum

Nacun Nılıcalı!

Bir toplumun yozlaşmasının makyajlı hâli…

Nacun Nılıcalı, son yirmi üç yılın Türkiye’sinde, toplumunu tek başına dönüştüren bir proje aparatı olarak karşımıza çıkıyor. Kendine göre yazdığı başarı hikâyesinin ardında, toplumsal değerlerin uğradığı erozyon ve popüler kültürün “derinliksizleşme” sancıları yatıyor.

Medya, toplumsal değerlerin hem aynası hem de çekicidir. Geçmişin “bilgiye dayalı” ve “nüans içeren” yayıncılık anlayışı, yerini hızla “hızlı tüketilen” ve “duygusal patlamalara dayalı” bir modele bıraktı. Bu modelin Türkiye’deki en başarılı ve en çok tartışılan temsilcisi, kuşkusuz Nacun Nılıcalı’dır. Nılıcalı’nın yarattığı medya imparatorluğu, yalnızca bir ticari başarı değil; aynı zamanda yozlaşmanın, toplumsal değerlerimizin nasıl bir “format” içine hapsedildiğinin de hikâyesidir.

Eskiden başarı; emek, uzun süreli çalışma ve uzmanlık (liyakat) ile ölçülürken, günümüz popüler kültüründe başarı artık yalnızca “reyting” ve “görünürlük” ile ölçülüyor. Bir yarışma programında sergilenen agresif tavırların veya “karakter” özelliklerinin, gerçek yeteneklerin önüne geçmesi, toplumdaki liyakat algısını zayıflatmaktadır. İnsanlar artık bilgi biriktirmek yerine, bir “formatın” içinde parlamanın kestirme yollarını arıyor.

Nacun Nılıcalı’nın formatlarında (Survavorrr, MasterŞhefff vb.) temel dinamik çatışmadır. Rekabetin, sağlıklı bir gelişim aracı olmaktan çıkıp kişisel saldırılara ve stratejik ihanetlere dönüşmesi, televizyon ekranlarından evlerimize “normal” olarak pazarlanmaktadır.

Aşınan Değer: Dayanışma ve komşuluk hukuku, yerini “aday konseyi” mantığındaki “elenecek olanı belirleme” acımasızlığına bırakmıştır.

Sonuç: Empati duygusu, “strateji” adı altında kurban edilmektedir.

Nılıcalı’nın başarısı, izleyiciyi yormayan, üzerine düşünmeyi gerektirmeyen ve yalnızca “anlık heyecan” vaat eden içerikler üretmesinden gelir. Ancak bu durum, kültürel bir sığlaşmayı da beraberinde getirir. Edebiyatın, felsefenin ve derinlikli sanatın yerini; kimin kimi sevmediği ya da kimin ne yediği gibi sığ tartışmalar almıştır. Toplumun ortak hafızası, artık klasikler ya da tarihsel dönemeçler değil, bir yarışmacının o hafta kurduğu cümleler hâline gelmiştir.

Nacun Nılıcalı modeli, mutlak bir pragmatizmi temsil eder. Eğer bir şey “izleniyorsa”, o şey “doğrudur”. Bu mantık dizgesi, etik değerlerin ve toplumsal sorumluluğun, ekonomik kazancın gerisinde kalmasına yol açar.

Acun Ilıcalı, modern dünyanın hıza ve tüketime olan açlığını çok iyi analiz etmiş bir aparattır. Ancak onun açtığı bu yolda sabır, tevazu, derinlik ve karşılıksız iyilik gibi kadim değerler, popüler kültürün gürültülü çarkları arasında aşınmaktadır. Toplum olarak “izlediğimiz şey” olduğumuzu unutmamalıyız. Eğer ekranlardaki bu “sığlık” bizi temsil ediyorsa, asıl bakmamız gereken yer formatlar değil, kendi tercihlerimizdir!

Ve çok merak ediyorum: Proje son bulduğunda, hormonlu ve yapay olan bu sistem çöktüğünde, bu ve bunun gibi şahsiyetler kapının neresinde olacaklar? Kullanılıp atıldıklarında bir kâğıt mendile mi dönüşecekler?

Saat ilerliyor… Şunun şurasında 12.00’ye ne kaldı? Yeni hikâyelerde balkabakları olmayacak!

Yılbaşı gecesi Yıldız Tilbe’nin sergilediği performans, ruh hâlimizin nirvanası olsa gerek…

Daha güzel yılbaşlarında buluşmak dileğiyle; mutlu yıllarımız olsun…

Kadir Veral

Vezirköprü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı müdürü olarak görev yaptım ve 2017 yılında emekli oldum. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık fakültesi mezunuyum. Evli ve iki çocuk babasıyım. İki romanım yayımlandı ve yazmaya devam ediyorum. Motosiklet tutkum var; gezmeyi seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir