Deneme,  Edebiyat,  Kitaplar,  Toplum

Lirdemeti

“Bir sofası yüreğimizin / sözcük bahçesi / orayı yeşerten / o sessiz / o sabırlı zerreye // vicdana” (s. 5)

“Bu dizelerle açılıyorsunuz Lirdemeti’ne. Dünyanın vicdanı kalmadı da vicdan aramaya mı çıktı şair diye bir süre düşünüyorsunuz ama. Öylesine, ayaküstü… Bir süre bekliyorsunuz kendinizde.

Dünyanın vicdanının kalmadığını ayrımsıyorsunuz çok geçmeden. Onun ateşe verildiğini, insanların korkutulduğunu, aç bırakıldığını, doğanın talan edildiğini… Yüreğiniz Gazze kesiliyor. “Anne” demeye kalkıyorsunuz, “Cumartesi” demeye… Henüz rüya görmeden öldürülen bebeklerin rüyaları dolaşmaya başlıyor kanınızda. Kitaptaki pek çok dize bir sözcükte toplanıyor adeta. Bir sözcükte… Ve nara dönüşüyor düşle gerçek arası. Sonra da tane tane dağılıyor duyarlıklarınıza. Anlıyorsunuz ki orası vicdan. Hem de bu insan kıtlığında.

Kitabın başı henüz. Soru hâlindesiniz. Büyülenmemişsiniz daha. Aklınız başınızda. Tehlikeli bir işe mi girişmiş şair yoksa diye geçiriyorsunuz içinizden; harflerin yaraladığı, sözcüklerin kanattığı, dizelerin kesip kesip bıraktığı yüreğiyle? Ondan ötesini ya hatırlıyorsunuz ya hatırlamıyorsunuz. Sus kesiliyorsunuz… Konuşmak için iyi bir gerekçe. İyi bir gerekçe, bir çığlığa mayalanmak için. Çünkü o çığlık götürecek sizi şairin aradığı vicdana.

Ha! Bir şair başka türlü iyileşemez. Siz de onunla birlikte… İçinizde bir yıldız şimdi. Che yıldızı gibi, aşkın, edebiyatın ve sanatın incelttiği bir dünya. Elinizi uzatın. Uzatın… Bakın, göreceksiniz; dokunursanız aşk, dokunursanız barış, dokunursanız sevgi… Ama şimdilik kollarınız kısa.

Haberi nereden verelim? Günaydın Çiçeği’ne rastlıyor şair bu arayışta. Günaydın Çiçeği de neyin nesi? Selam verip geçiyor yanından. Ondan birtakım göksel sesler duyuyor biraz ilerleyince. Aklından çıkarmıyor bu sözleri. Bir dua niyetine sürüyor yarasına:

“Göğün sokaklarına düşmüş bir sözcük bul / Şiirden bir uçurtmaya iliştir onu / Bak bu yalnızlığına iyi gelir / Yalnızlığını derinleştirmene, koyulaştırmana / Sonra bir bakmışsın / Açılmış yaralarına doğru inmeye başlamış o uçurtma / Kendine göstermeden ağlamanın hiç sakıncası yok / Hatta bir acı bir acı daha soy üstüne” (s. 11)

Yolculuk sağlam bence. Üstelik sözcükler işlemiş, uzaklar girmiş kanına şairin. Hayatın öğrencisi olma yolculuğudur bu aynı zamanda. “Çiçek çiçek teneffüs sevinçleri / Dilimde / Yarınların umudu yürek çarpıntısı” (s. 13) dizelerinden anlıyoruz bunu da.

Şu dizelerden hayata ne için açıldığını:

“Bir yudum söz ver şair / Çocuklar açsın / Çiçekler gülsün / Uyansın zaman // Dilimde / eğirememek endişesi / ışıtamamak sarmaşığı / duyumsatamamak tomurcuğu / örememek hayatı” (s. 13)

Her şeyin farkında şair. Belki bu yolculukta lif lif sökecek kendini. Kendini yeniden yapacak. Taştan, topraktan ve sudan yapacak hem de.

“Gül hızında ilerle sesim” (s. 14)

diye çığlık atarak yapacak. Ki bu tam bir oluş hâli.

“Bir lirdemeti / Kıyıya vurmuş tekne / Eli yüzü çatlamış / Şarabı dökülmüş / Geçmişiyle kavgalı bir balıkçı gibi / Rastlamışım / Sessiz, çıplak, sarhoş… denizler gördüm.

Onunla baktım / Dünya dalgın bir yüz / İçtiğim düşler genişliğinde / Sayfaları yaralı bir ruh / Derinleştikçe ona sabırsız bir avcı gibi / Sessiz, çıplak, sarhoş… esinler gördüm.

Sözcükleştikçe göğüm / Akıntıya bıraktım eskilerimi / Dağılan sislerin ufkunda / Kustum, böğürdüm, ağladım… / İçinde kırılan dalgaları dinledi çocukluğum / Sessiz, çıplak, sarhoş… dizeler gördüm / Bir dizeye vardım / Kıyıma vurmuş o teknedeyim ben.” (s. 16)

Büyük bir olasılıkla şairin başına gelenlerin geniş bir özeti yukarıdaki dizeler. Yolculuk bu. Yolda her iş gelir, her aşk gelir bir şairin başına. Öyle olmasa kolay kolay sesinin yankısı ulaşmaz, ulaşamaz hiçbirimize. Özgürleşemez “içimizdeki mülteciler” (s. 21).

Şunu belirtmeden geçemem: Şair kendi derdinde. Yaralarıyla başa çıkmaya çalışıyor. Yaralarını başkalarının yaralarında iyileştirmeyi deniyor. Arayışı bu, yolculuğu bu yüzden. Nasıl anlar yoksa insan dünyada tek acı çekenin kendisi olmadığını? Bu, onu pek çok şairden ayıran yan işte. Başkalarının acılarına duyarsız kalanların kendi acılarıyla başa çıkamayacağını iyi biliyor o. O yüzden bizim, o yüzden bizden…

Bir duvardan sarkması var örneğin, bir duvardan sızması içeri ve bir bilgeyle kucaklaşması orada… Ve “Siz, sevgili öykü ocağı / Şiirle kırılmış sözcükleri / Nasıl ısıtıyorsunuz?” (s. 24) diye bir sorması…

Anlıyorsunuz ki şair öğrenme peşinde. Kendine ve insana giden yolu öğrenme peşinde şair. Her şeye kendisinden başlamış. Her işe, her düşe… Bunu fark ettiğinizde onu anlamak kolaylaşıyor. Onun yolculuğuna karışırsınız isterseniz siz de. Vicdan tek kişinin aramasıyla bulunmaz çünkü. Bir dilim şiirle, bir tutam gülüşle onun yanında yer almak, bütün yapacağınız. Siz de onunla aynı göğün altındasınız ne de olsa.

“Halkımın / Yaralı / Süt dişleridir gök” (s. 28)

demesi naif bir yorumudur şairin. Sizden farkı belki de.

Bir şair, Ruşen Hakkı için “doğanın yatılı öğrencisi” ifadesini kullanmıştı.

“Bir gün / Bir kentin sesinde / Bir böceğin rüyası eğiriliyordu / Suya düşten düşmüş bir ipeği / Söküyorlardı / Bir kelebeğin ömründen” (s. 40)

dizelerini görünce şaire, benim de aynı şeyi söylemek geçti içimden.

Bakın, şu dizeler onun doğanın bir parçası olduğunu gösteren iyi bir örnek, doğadan kopan bir parça olduğunun:

“Gül oluşumdu / Duyulmak için / Döktüğüm her yaprak / Yolculuktu ona” (s. 47)

Şair dediğin zaten bir yolculuk. Ve şairin dediği gibi:

“Zaman / Bir böceğin uğultusunda / Aşkla polenler düşleri” (s. 55)

Şairin gittiği yerlerden “Tavşan Uykusu Mektuplar” yazdığını söylemeliyim. İlki Günaydın Çiçeği’ne… Hani göksel sesler işittiği, dua niyetine yarasına sürdüğü sözlerin sahibi Günaydın Çiçeği’ne…

Ne büyük vefa örneği.

Şair gittiği yerlerde başka şairlerle de buluşmuş. Ahmet Erhan, Haydar Ergülen, İlhan Berk, Metin Eloğlu, Edip Cansever, Can Yücel… Daha kimi sayayım size?

Şairin geçmişin devrimcileştirici birikiminden geçirdiğini anlıyorsunuz kendini. Aşk Bilgisinde, Düş Bilgisinde, Halk ve Gelecek Bilgisinde bir hayli yol aldığını. Yoksa nasıl şair olunur ki?

Evet:

“Yıkmak diyorum bu kanatan düzeni / Kitaplar doğurarak / Mutsuz çocuklar yerine /…/ İtirazlar yükselterek / Dilsiz hayatlar için” (s. 79)

Onun yolculuğu sizde devam ediyorsa sorun yok. Benim yaptığıma gelince: Ben şairin arayışından, yolculuk hâllerinden birkaç görüntü aldım yalnızca. Siz eminim ki onun bir kazıcı olduğunu da anlayacaksınız.

Vicdan arayıcısı…

Elini değdirdiği her yerde. Sözcüklerle…

Gündelik dilden ayırmış yolunu. Bir öte dile, bir üst dile doğru çıkmış kaçıncı kitabından sonra. Şiir toplamı bir şair çıkarmış ortaya.

Yolu açık olsun.

Sizinle neyi paylaşmak istiyorum biliyor musunuz? Cemil’e Mektuplar (Cemil Er) diye bir çalışmam var. Şiir hâlinde, deneme hâlinde. Sonunu getirir miyim, getiremez miyim bilmiyorum. Hayat bu!

İşte o çalışmadan bir metin. Çünkü size onu ve onun şiirini anlatmaya çalıştım ama ona da söyleyeceklerim var. Tam sırası:

Belki de sen bir harfsin Cemil. Belki de bir harf. Sokağa bırakılan…

Acılara tuttun kendini, aşklara düşürdün, yangınlar taşıdın sırtında, sorulardan geçtin, buralara kadar öyle geldin. Bir yaprak gibi açtın sonra dünyaya.

Ama dünya nasıl bir yer Cemil! Dünya! Dünya! Bunu bir harf nasıl düşünsün öyle ya!

Sözcük olmak hiç kolay değil Cemil. Taş olup yontulacaksın önce, eriyip su olacaksın. Anlamlar birikecek içinde. Anlamlar senden her yöne doğru. Bir ırmağın kaynağından çoktan ayrıldığın hâlde oradan göreceksin, nereden nereye geldiğini. Bak, bu da hiç kolay değil işte. Sonra bir şiire döküleceksin. Sonra bir şiire… Nasıl bir sancıdır!

Belki de sen bir sözcüksün Cemil. Belki de bir sözcük…

Ben yanlış arabalara binip yanlış duraklarda inen biri, Cemil. Sağlam kapı sanma. Başıma neler geldi neler, evden kaçacak kadar büyüdüğümü fark ettiğimde. Açtım, sersefeldim. İyilik olsun diye Kazdağları’nın eteklerine bıraktı beni Tanrı. Yoksa nasıl rastlardım sana?

Sen kendine gidiyordun o sıra, sen kendinden geliyordun. Şaşırmış gibiydin göğünü, Cemil. Harf harfti yüreğin, sözcük sözcük, yaprak yaprak… Yaralarına yapışmıştın.

Belki de sen yarasın Cemil. Belki de sen bir yara. Durmadan kanayan. Harflere, sözcüklere… Şiirden başka seni kimse anlayamaz. Ben bile.

Kafka’yı bilirsin Cemil. Kim neye dönüştü derse desin, aldırma. Sen olanlardan sonra artık Lirdemeti’sin Cemil. Lirdemeti… İnan bana.

Tırtılı bilir misin Cemil, tırtılı? Bir dal, bir yaprak ne uzun yoldur ona. Arka ayaklarını toplar, getirir başının yanına da öyle devam eder yolculuğuna. Uzun yolculuğuna… Ne büyük okul. Sen sözcüklerle dene aynı şeyi.

Şimdi bir cümle kur Cemil. Kendine açıl oradan. Dünya dediğin zaten bir macera.

(Cemil Er, Lirdemeti, Şiir, Klaros Yayınları, 1. Baskı, Haziran 2026, 94 sayfa)

Hayrettin Geçkin

 

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir